EMO İstanbul Şubesi yönetimi, Nursemin Yıldız'ın hukuka aykırı biçimde işten atılması sürecinde taşıdığı sorumluluğu üstlenmekten kaçınıyor. Bugüne kadarki açıklamalarımızda genel merkezin hukuksuzluklarını, yasa ihlallerini ve antidemokratik uygulamalarını belgeledik. Şimdi sıra EMO İstanbul Şube yönetiminin bu süreçteki rolüne geldi. İstanbul Şube yönetimi masum değildir. Masum olmadığını biliyoruz. Üyeler de biliyor. Açıklayalım…
EMO İstanbul Şubesi Yönetimi Sınıfta Kaldı
EMO Genel Merkezi, Nursemin Yıldız'ı Genel Kurul'daki aklamama oyunu gerekçe göstererek işten çıkardı. Bu karar hukuksuzdur. İş Kanunu 18-21. Maddelerine aykırıdır. Personel Yönetmeliği 25. Maddesine aykırıdır. Belirli süreli sözleşmenin süresiz sözleşmeye dönüştüğü İş Kanunu m.11/3 ve TBK m.430/2 hükümleriyle sabittir. Ayrıca Nursemin’in iş tanımı süresiz sözleşme gerektirmektedir.
İstanbul Şube yönetimi bu hukuksuz kararı reddetme hakkına sahipti. Reddetmedi. Uyguladı. Emir erliği yaptı.
İstanbul Şube yönetim kurulu daha önce iki kez genel merkeze yazı yazarak Nursemin Yıldız'ın oy birliğiyle süresiz olarak çalışmaya devam etmesi gerektiğini bildirdi. Bu, kayıtlardadır. Ancak aynı yönetim kurulu, kendi oybirliğiyle aldığı kararı genel merkez bozunca hiçbir şey yapmadı. Kendi iradesini çöpe attı. Başta oy birliğiyle savunduğu çalışanının, hukuksuz bir biçimde işten çıkarılmasına aracılık etti.
Şube İradesine İpotek
EMO Genel Merkezi, seçimle gelmiş İstanbul Şube yönetiminin iradesini çiğnedi. Şubenin oybirliğiyle aldığı kararı hiçe saydı. İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyesi Erhan Gürol Mutaf, 26 Eylül üye toplantısında bunu açıkça ifade etti: "EMO Genel Merkez, EMO İstanbul Şubesi'nin kararına karşı çıkarak İstanbul Şubesi'nin iradesine ipotek koymuştur."
20.000'i aşkın üyenin oyuyla seçilmiş bir yönetim kurulu, genel merkezin hukuksuz talimatına boyun eğiyorsa burada temsil sorunu vardır. Üyelerin iradesi yok sayılmıştır. Genel Merkez, Şube'nin hangi personelle çalışacağına, hangi personelle çalışmayacağına antidemokratik olarak müdahale etme hakkını kendinde görmüştür.
Mekanizma açıktır. İstanbul Şube yönetim kurulu, Nursemin Yıldız'ın süresiz olarak çalışmaya devam etmesi gerektiğine oy birliğiyle karar verdi. Bu kararını genel merkeze iki kez yazılı olarak bildirdi. Genel merkez bu kararı iki kez reddetti. Üçüncüsünde İstanbul Şube teslim oldu. Kendi oy birliğiyle aldığı kararı savunmaktan vazgeçti. Seçimle aldığı yetkiyi genel merkeze devretmiş oldu.
Bu tablo, yalnızca bir personel meselesi değildir. Genel merkezin şube iradesine müdahalesi, örgütsel demokrasinin ayaklar altına alınmasıdır. 20.000 üye İstanbul Şube yönetimini seçerken ona bir irade verdi. Genel merkez bu iradeyi tanımadı. İstanbul Şube’nin yönetiminde karar çoğunluğuna sahip ekibi (Demokratik Birlik bileşenleri) bu iradeyi savunmadı.
Geçmişte Direnildi, Şimdi Boyun Eğiliyor
EMO'da genel merkezlerin şubelere dönük baskıcı, tahakkümcü ve antidemokratik uygulamaları yeni değildir. Geçmişte hem İstanbul Şube'de hem Ankara Şube'de genel merkezin hukuka aykırı personel uygulamalarına karşı şube yönetimleri direndi. Genel merkez çalışan çıkarma kararı aldı, şubeler çıkarmadı. Merkez çıkardığında şubeler geri aldı. Bunlar yapılmıştır. Defalarca yapılmıştır ve bu yapılanlar demokratik haktır.
Bugün İstanbul Şube yönetiminde bulunan kişilerin bir kısmı, geçmiş dönemlerde bu direnişin bizzat içinde yer aldı. Personelleri çıkarıldığında geri aldılar. Geçmişte genel merkezin baskıcı uygulamalarına karşı pozisyon aldılar. Merkez müdahale edince istifa ettiler. Olağanüstü genel kurul çağrısı yaptılar.
Şimdi aynı müdahale var. Aynı baskı var. Aynı hukuksuzluk var. Ama ne istifa var, ne şerh var, ne itiraz var.
Bu tutarsızlık tesadüf değildir. Şimdi direnmemek bilinçli bir tercihtir. İstanbul Şube yönetimi, Nursemin Yıldız'ın işten atılmasına ortak olmuştur.
Dün İstifa Edenler Bugün Neden Susuyor?
Bir önceki dönem İstanbul Şube yönetim kurulunda bulunan ve genel merkezin müdahalesi karşısında istifa eden isimler, bugün aynı yönetim kurulundadır. O gün istifa gerekçeleri neydi? Genel merkezin şube iradesine müdahalesi. Bugün ne değişti? Hiçbir şey. Genel merkez yine müdahale ediyor. Yine hukuksuz kararlar dayatıyor. Yine şubenin iradesini çiğniyor.
Ama istifa edenler artık istifa etmiyor. Çünkü bu sefer müdahaleye ortak oldular. Bu sefer emir erliğini kabul ettiler. Bu sefer suskunluğu tercih ettiler.
Yapılmak isteneni görüyoruz. Kendilerinden olmayanın atılması İstanbul Şube yönetiminin işine geldi. Nursemin Yıldız'ın hukuka aykırı biçimde işten çıkarılmasının hemen ardından İstanbul Şube aniden birçok personel istihdam etti. Bu tesadüf değildir. Bu kadrolaşmadır.
Genel merkezin müdahalesine o gün karşı çıkarak istifa edenler, bugün aynı müdahaleden faydalanıyor. Çünkü bu sefer müdahale onların lehine işledi. Kendilerinden olmayan çalışan gitti, yerini kendi tercih ettikleri isimler aldı. Amaç açıktır: İstanbul Şube'de bir hegemonya kurmak. Personel yapısını kendi siyasi tercihlerine göre şekillendirmek. Şube'yi tepeden tırnağa kontrol altına almak.
Eksen Kayması: “Ticarileşmeye Karşıyız” Deyip Patron Gibi Davranmak
İstanbul Şube yönetiminde karar çoğunluğuna sahip ekip, seçim sürecinde ticarileşmeye karşı söylemiyle oy istedi. Üyelerden bu vaat üzerine yetki aldı. Seçimi bununla kazandı.
Şimdi yönetim kurulu karar defterine bakıyoruz: İstanbul'da da iktisadi işletme kurma kararı var. Muhtelif gerekçelerle alınmış bu karar, sözde karşı çıkılan Genel Merkez'in ticarileşme hamlelerinin doğrudan ortağı olmak anlamına gelmektedir. İstanbul Şube yönetimi bunu üyelerine açıklamak zorundadır.
Bu konu yalnızca İstanbul Şube'yle sınırlı değildir. EMO Genel Merkezi, iktisadi işletme konusunda Yargıtay'da davayı kaybetti. Esastan kaybetti. İstinafta kaybetti. 2026 Nisan'ında, genel kuruldan bir hafta önce iktisadi işletme kapandı. Yargıtay kararı açıktır: kamu kurumu niteliğindeki meslek odası iktisadi işletme kuramaz.
Genel merkez bu kararı tanımadı. Fethiye'de hülle yaparak, Denizli Şube üzerinden yeni bir iktisadi işletme kurdu. Yargıtay kararına rağmen. Hem de Fethiye Ticaret Sicil Müdürlüğü'nü resmi yazıyla yanıltarak. Bu hülle girişimini tespit ederek Fethiye Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine dava açtık. Yargıtay kararları dosyaya kondu. Bu iktisadi işletme de iptal edilecektir.
Ticarileşme bir anlayıştır. Bir kez bu yola girildiğinde doğal sonuçları kaçınılmazdır: üyeyle rekabet, kâr odaklı düşünce, kapitalist bir işletme gibi davranma. Bunun en somut örneği MMO İzmir Şube'de yaşandı. Karşıyaka Belediyesi ile protokolün sona ermesinin ardından 8 mühendis ekonomik gerekçelerle işten çıkarıldı. Buna itiraz eden 4 çalışan daha atıldı. Şirketleşme, şirket gibi davranmayı getirdi.
İstanbul Şube yönetimi henüz şirket kurmadan şirket davranışlarına çoktan adapte oldu. Çalışanına patron gibi davranıyor. Kendi personeline iş güvencesi tanımıyor. 88 gündür kapısında direnen bir çalışana "mahkeme kapısını" gösteriyor. Kendi çalışanlarına aynı hakkaniyette yaklaşmayan bir oda, çalışan mühendislerin haklarını nasıl savunacak?
Üyelerden ticarileşme karşıtı söylemlerle oy isteyen, seçimleri bu vaatle alan, sonra karar defterine iktisadi işletme yazan İstanbul Şube yönetimindeki karar çoğunluğu üyelere hesap vermeli ve bu tutarsızlığın özrünü dilemelidir.
88 Gündür Direniş Masasının Önünden Islık Çalarak Geçiyorlar
Nursemin Yıldız, 88 gündür EMO İstanbul Şubesi'nin kapısında direniş masasında. 109 gündür haksız ve hukuksuz biçimde işsiz. 17 gün sigortasız çalıştırıldı. Çalıştığı günlerin ücreti ödenmedi.
İstanbul Şube yönetim kurulu üyeleri 88 gündür bu masanın önünden geçiyor. Çoğu selam bile vermiyor. Destek olmuyorlar. Yanında durmuyorlar. Geri dönsün diye imza atmıyorlar. Topu taca atıyorlar ve kendilerince direnişin sona ermesini çaresizce bekliyorlar.
26 Eylül üye toplantısında bu utanç açıkça dile getirildi. Yönetim kurulu üyelerinin "ıslık çalarak, kafasını yukarıya çevirerek" direniş masasının önünden geçtiği söylendi. Bir üye kürsüden "Rezil olduk. Vallahi çok utanıyorum" dedi. Bir başka üye "Uzatmayın, kızın işini verin" dedi.
İstanbul Şube yönetimi bu sesleri duymazdan geliyor. 88 gün boyunca duymazdan geldi. Bu suskunluk bir tavırdır. Hukuksuzluğa, haksızlığa ve emek düşmanlığına ortak olmanın tavrıdır.
Erhan Karaçay’ın Sendikacı Kimliğinden Geriye Ne Kaldı?
İstanbul Şube Başkanı'nın özgeçmişi EMO'nun kendi sitesinde yayımlanıyor. Bu özgeçmişin büyük bölümü sendikal mücadele geçmişine ayrılmıştır:
- DİSK Turizm-İş Sendikası'nda yetki alınması ve toplu iş sözleşmesi yapılmasına katkı,
- Sendika İşyeri Temsilciliği,
- DİSK Oleyis Sendikası Eğitim ve Örgütlenme Kurulu Üyeliği,
- Yeni Turizm İş Sendikası İşyeri Temsilciliği,
- Enerji Yapı-Yol Sen İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği,
- Enerji Yapı-Yol Sen İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği,
- Enerji Yapı-Yol Sen Denetleme Kurulu Üyeliği,
- Enerji Yapı-Yol Sen Şube Başkanlığı,
- KESK Genel Yönetim Kurulu Üyeliği.
Bu özgeçmiş, onlarca yıl süren bir emek ve hak mücadelesinin kaydıdır. Toplu sözleşme masalarında oturmuş, işyeri temsilciliği yapmış, konfederasyon yönetiminde görev almış bir isim.
Aynı isim bugün başkanlık yaptığı şubenin kapısında 88 gündür direnen bir çalışana "mahkeme kapısını" gösteriyor. Ticarileşmeye karşıyım deyip karar defterine iktisadi işletme yazdırıyor.
Sendikal mücadele geçmişiyle bugünkü tutumu arasındaki uçurum, yalnızca kişisel bir tutarsızlık değildir. Bu uçurum, İstanbul Şube yönetiminin emekten, haktan ve mücadeleden ne kadar uzaklaştığının göstergesidir.
Bu konuyu ilerleyen açıklamalarımızda daha detaylı olarak açacağız.
Sonuç
İstanbul Şube yönetimi göreve geldiği günden bu yana siyaseten sınıfta kaldı. Hukuksuz bir karara boyun eğdi. Kendi iradesini teslim etti. Geçmişte aynı koşullarda istifa edenlerin bugün susması, bu ortaklığın bilinçli olduğunu kanıtlıyor. Ticarileşmeye karşıyız derken patron gibi davranıyorlar. Sendikacı kimliğiyle seçim kazanıp kapının önünde direnen çalışana sırtını dönüyorlar.
88 gündür direniş masasının önünden ıslık çalarak geçmenin bedeli olacaktır.
Nursemin Yıldız'ın hukuka aykırı işten atılmasının sorumluluğu yalnızca genel merkeze ait değildir. İstanbul Şube yönetimi de bu hukuksuzluğun ortağıdır.
Üyelerimize sesleniyoruz: Bu açıklamayı paylaşın. Haksızlığı görünür kılın. Direniş masasına gelin. Sesinizi yükseltin.
Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!